Av. Yelda Koçak Yazdı; İş Yaşamının İstanbul Sözleşmesi: ILO 190*

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddette Karşı Uluslararası Mücadele Günü ile ilgili yazacağım bir yazıya 20 Mart 2020 gecesi tek adamın imzası ile çıkılan İstanbul Sözleşmesi ile başlamak bir ısrar ve inattan öte bir zorunluluk, bir sorumluluktur. Bugün hala Gülistan Doku’dan haber alınamadan geçen 690 gün olmuşken, Başak Cengiz sokak ortasında samuray kılıcı ile katledilmişken, hayatta kalmak için meşru savunma hakkını kullanan Çilem Doğan 15 yıl hapis cezası almışken, şiddetin her türü ile her yerde gittikçe canavarlaşan yönetmelerle maruz kalan kadın ve LGBTİ+ları şiddetten korumak için düzenlenen İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmek öyle kolay olmayacak.

Kadınların kazanımları ellerinden alınırken, kadına yönelik şiddet her geçen gün daha da canavarca ve IŞİD vari eylemlerle kadınların karşısına çıkıyor. İşyerinde şiddet de, kadınların güvenli alanlarından birisi olması gereken işyerlerinde; işle ilişkili ortamlarda saldırı, istismar, tehdit gibi fiziksel veya psikolojik zarar verme amaçlı her türlü eylem veya olaydır. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklanan ve gittikçe artan şiddet ve taciz olaylarının çalışma yaşamında da aynı oranda arttığı ve çalışma yaşamındaki şiddetin diğer şiddet durumlarına göre daha az dile getirildiği ise Sendikaların yaptığı çalışmalarla daha da gün yüzüne çıkıyor.  Öz İplik İş Sendikasının, Prof. Dr. Kadriye Bakırcı editörlüğünde hazırladığı İşyerinde Şiddet ve Tacizle Mücadele Rehberinde yer alan ve fabrikalarda şiddet ve tacize ilişkin araştırmada, mavi yakalı çalışanların en çok şikayet ettikleri konulardan birisinin işyerinde görülen şiddet ve taciz vakaları olduğu yer almakta. 

Yapılan ankete katılanların;

  • %100’ü işyerinde şiddet olduğunu,
  • %100’ü işyerinde sözlü şiddete hem maruz kaldığını hem de tanık olduğunu,
  • %30’u ara sıra fiziksel şiddete maruz kaldığını,
  • %55’i zaman zaman duygusal baskı ve mobbinge maruz kaldığını; bunların %70’inin üstlerden,%30’unun eş düzey çalışanlardan geldiğini,
  • Ankete katılanlara cinsel taciz sorulduğunda ise %55’i kendisinin cinsel tacizin tarafı olmadığını ancak işyerinde sürekli karşılaştıklarını, kadınların %50’si ise böyle davranışlarla sık sık karşılaştıklarını,
  • Ankete katılanların tamamı oranı farklı olmakla birlikte işyerinde fiziksel, sözel, duygusal ve cinsel şiddete maruz kalma bakımından kaygı taşıdığını,
  • Kadınlara cinsel taciz sorulduğunda, cinsel taciz algılarının son derece düşük olduğu, tacizi elle taciz ve tecavüzle eşleştirdikleri anlaşılmıştır. Kendilerine cinsel tacizin sözel ve beden dili boyutu anlatıldığında ise bu davranışların iş hayatının bir parçası olduğunu belirtmişlerdir¹.

Geçtiğimiz hafta sosyal medya aracılığı ile patronu ifşa eden Dardanel işçisi kadının yazdıklarını da düşündüğümüzde en “kurumsal”ından tutun da merdiven altı atölyelere kadar kötü çalışma koşulları ve hak gasplarının yanı sıra kadın işçilerin, kadın olarak maruz kaldığı şiddet ve tacizin, hepimizin her an her yerde maruz kaldığımız şiddet ve taciz ile çok da farklı olmadığını gördük.  İşyerinde maruz kalınan şiddet ve tacizler, kadına yönelik diğer şiddet türleri ile paralellik göstermekte. Fiziksel şiddet, cinsel şiddet, ekonomik şiddet ve mobbing olarak yargı kararlarındaki yerini alan psikolojik şiddet ve tacizin yanı sıra İstanbul Sözleşmesi tarafından da şiddet türü olarak kabul edilen şiddet ve taciz amaçlı ısrarlı takip/musallat olma da işyerinde maruz kalınan şiddet türlerindendir. Görüldüğü gibi iş yaşamının dışında ya da içinde fark etmeksizin maruz kaldığımız şiddet ve türleri aynıdır. Fark ise bunların dile getirilişi, hesabının sorulması ve farkındalık oluşturulmasındadır. 

Ülkedeki kadın hareketinin uzun yıllara dayanan azimli mücadelesi sayesinde iktidara rağmen kadına yönelik şiddet konusunda farkındalık oluşmuştur. Şiddet ve taciz hem ev içi hem kamusal alanda gerçekleşiyor. Kamusal alan denince toplumsal ortak alanlar, sokak, kent alanları, okullar akla gelirken işyerleri ihmal ediliyor. İşyerleri de kadınlara uygulanan ayrımcılığı derinleştiren taciz ve şiddet bakımından mercek altına alınmalı ve şiddete/tacize karşı farkındalık arttırılırken, kadınların şiddete karşı mücadelesi de işyerlerine taşınmalı. Bu farkındalığın ve mücadelenin iş yerinde şiddet ve taciz için de aynı oranda oluşabilmesi için bu kez iş hem kadın hareketine hem de çalışma yaşamının diğer unsurlarına, sendikalara, işçi örgütlenmelerine düşmektedir. Bu nedenle Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından 2019 yılında hazırlanan ve kabul edilen 190 sayılı Şiddet ve Taciz Sözleşmesi son derece önemlidir. Ülke kadın hareketi olarak İstanbul Sözleşmesi’nden imzanın çekilmesiyle hem hukuki hem de siyasi olarak mücadele ettiğimiz bir dönem olan 2021 Haziran ayına denk gelen yürürlük tarihi esasında ILO 190’ın tanıtımı ve imzalanması için bir kampanya dönemiydi. 25 Haziran 2021 tarihinde yürürlüğe giren Şiddet ve Taciz Sözleşmesi’ni henüz Arjantin, Ekvator, Fiji, Namibya, Somali ve Uruguay olmak üzere altı ülke onaylamıştır². Türkiye henüz onaylamamıştır. Bu nedenle Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK) ILO 190’ın Türkiye tarafından da onaylanması için başlattığı kampanyanın başlangıç eylemi olarak 22 Kasım’da gerçekleştirdiği “ILO 190 Onaylansın” eylemi kıymetli bir çıkış³.

Toplam 20 maddeden oluşan ILO 190 da tıpkı İstanbul Sözleşmesi gibi toplumsal cinsiyet vurgusu yapmış ve “cinsiyete (gender) dayalı şiddet ve taciz” terimini, “kişilere cinsiyetleri (sex) veya toplumsal cinsiyet (gender)  nedeniyle yöneltilen veya belirli bir cinsiyetten veya toplumsal cinsiyetten kişileri orantısız şekilde etkileyen şiddet ve taciz anlamına gelir ve cinsel tacizi içerir” şeklinde tanımlamıştır⁴. Sözleşmenin 2. maddesi ile Sözleşme kapsamına girenler tanımının geniş tutulmuş olması ve sadece halihazırda çalışanlar değil, iş başvurusunda bulunanlar veya işten ayrılanlar, stajyerler, gönüllüler olarak belirtilmiş olması da önemli bir husustur ve Prof. Dr Kadriye Bakırcı’nın da vurgu yaptığı gibi bu sadece çalışan sıfatını kazananları değil henüz çalışan sıfatını kazanmamış, iş başvuru süreçlerindeki ayrımcılık, şiddet ve tacizi de kapsamaktadır⁵. Yine Sözleşmenin kayıtlı- kayıt dışı, kentsel- kırsal kesim, özel-kamu ayrımı yapmaksızın tüm işyerlerini kapsıyor olması da son derece önemlidir. Sözleşmenin tüm maddelerini bu yazı ile tek tek incelemenin kısıtları olduğunu bilmekle birlikte İstanbul Sözleşmesi’ne çok benzediğini Temel İlkeler başlığı altında md. 4’te sıralanan yükümlülükleri, md. 5’te İstanbul Sözleşmesi’nden de tanıdığımız Protection and Prevention’ın yani koruma ve önleme yükümlülüklerini takip etmesine bakarak da söyleyebiliriz. İstanbul Sözleşmesi ile de düzenlenen şiddet faillerine ilişkin yaptırım uygulanması ve dördüncü adım olarak bütüncül politikalar geliştirme ve alanda çalışan örgütlerle (sendikalarla) ortak çalışmalar yürütülmesi görevleri taraf devletlere İLO 190 ile de yüklenmektedir. 

Kadına yönelik şiddetin görünürlüğü, dile getirilişi, ifşa edilmesi nerede ve kim tarafından yapılırsa yapılsın tüm kadınların yararınadır. Bugün işyerinde şiddet ve taciz konusunda özel bir sözleşmenin yapılmış olmasında bu güne kadar yapılan kadına yönelik şiddetle mücadele deneyimlerinin etkili olduğunun farkında olmak önemlidir. Şimdi hepimize düşen ILO 190’ı daha çok konuşmak daha çok duyurmak ve ülkemiz için de gerçek ve etkili bir şekilde yürürlüğe sokma talebini yükseltmektir. 

* 2019 yılının haziran ayında Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), 190 sayılı İş Yaşamında Şiddet ve Tacizin Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi

1 İşyerinde Şiddet ve Tacizle Mücadele Rehberi,  Öz İplik İş Sendikası, İşyerinde Kadına Yönelik Şiddet ve Tacizin Önlenmesi Projesi, Editör Prof. Dr. Kadriye Bakırcı, Ankara, 2020

2 http://ilo.ch/ankara/news/WCMS_808901/lang–tr/index.htm

3  http://disk.org.tr/2021/11/disk-kadin-komisyonu-kadikoyde-eylemdeydi-ilo-190-onaylansin/

4 https://www.ilo.org/dyn/normlex/en/f?p=NORMLEXPUB:12100:0::NO::P12100_ILO_CODE:C190 md:1

5 https://www.ekmekvegul.net/gundem/is-yasaminda-siddet-ve-tacize-karsi-ilo-190-imzalansin